SİYASET

YAVUZ AĞIRALİOĞLU: TERÖRÜN OLDUĞU YERDE DURUR MUYUM?

Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, ittifak söylentileri için şöyle konuştu: “Şimdi bize sağda solda diyorlar ki: ‘Anahtar Parti bu seçimde Cumhur İttifakı’ndan yana mı olacak?’ Ortada ne Millet İttifakı kaldı ne de Cumhur İttifakı" dedi.

Abone Ol

Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, partisinin genel merkezinde gündeme ilişkin basın toplantısı düzenledi. Karadeniz’de yaşanan afetlerden etkilenen vatandaşların sorunlarına dikkati çeken Ağıralioğlu, Anahtar Parti’nin seçim otobüsünün bugün genel merkeze ulaştığını ve seçim startını verdiklerini duyurdu. Genel Başkan Ağıralioğlu, “Sizin geçen seçimi kazandığınız algoritma bu olmadığı için bugün çıkıp ‘terörsüz Türkiye’ diye bir iddia ortaya koymanız kendi içinde meşru olabilir; ancak bu terörsüz Türkiye iddianızı Öcalan üzerinden yürütmeye kalkmanız asla meşru değildir! Bu hem siyaseten meşru değildir hem de hukuken meşru değildir” ifadelerini kullandığı konuşmasında, özetle şunları söyledi:

KARADENİZ’DE YAŞANAN DOĞAL AFETLERE DİKKATİ ÇEKTİ!

“Samsun Havza’da selden zarar gören vatandaşlarımızı dinledik. Tokat’ta da seçim bölgesine ziyarete giden arkadaşlarımız var; orada da aşırı yağışlara bağlı olarak tarım arazilerinde ciddi hasar meydana geldi. Vatandaşlarımızda şöyle bir hissiyat var, bunu bir vazife olarak söylemeliyim; ‘Seçilirken yanımızda olanların, başımıza bir dert geldiğinde yanımızda olmamasından şikâyetçiyiz’ diyerek serzenişte bulunuyorlar. Havza’da esnafımız, bayram alışverişleri bereketli olur diyerek dört beş gün öncesinden mal almış; ancak daha paralarını bile ödemedikleri o malları sele kaptırmışlar. Dolayısıyla zararları ikiye katlanmış durumda. Hem şu an satacak malzemeleri yok hem yeni malzeme alacak imkânları kalmadı hem de borçları var. Vatandaşlarımızın borç yapılandırması, banka, SGK ve diğer ödemelerin ertelenmesi ile zararlarının tazmin edilmesi yönünde çok net talepleri var. Bölgede can kaybı yaşanmadığı için buralar afet bölgesi ilan edilmiyor. Halkın dilinde ise şöyle haklı bir sitem var; ‘Evlatlarımızı, canımızı kurtardık diye suçlu muyuz? Kimseyi kurtarmasaydık da malların derdine düşseydik, o arada birkaç kişi ölseydi de buraları o zaman mı afet bölgesi ilan edecektiniz?’ Dün akşamdan itibaren Tokat Turhal, Reşadiye ve Niksar’dan gelen bilgilere göre tarım arazilerimizde büyük hasar var. Lütfen buralarda acilen hasar tespiti yapılsın. Afet bölgesi mi ilan ediyorsunuz, ne ilan ediyorsanız edin ama gelin vatandaşımızın bu durumunu yerinde görün.

REFERANDUM YOKSA SEÇİM VAR!

Devlet Bahçeli’nin yaptığı açıklamalar aslında başlatılan sürecin yeni bir evresini temsil ediyor. Hükümet ise büyük bir şaşkınlıkla, pozisyon almaya, bir yerlerde konumlanmaya çalışıyor. Biz bu süreçle ilgili başından itibaren, yani geçen sene mayıs ayından beri ‘referandum’ demeye başladık. Bunu şimdi yeniden tekrarlamamın sebebi şudur: Artık hemen hemen seçim sathına girmek üzereyiz. Sizin geçen seçimi kazandığınız algoritma bu olmadığı için bugün çıkıp ‘terörsüz Türkiye’ diye bir iddia ortaya koymanız kendi içinde meşru olabilir; ancak bu terörsüz Türkiye iddianızı Öcalan üzerinden yürütmeye kalkmanız asla meşru değildir! Bu hem siyaseten meşru değildir hem de hukuken meşru değildir. Hukuken meşru olmayan kısmıyla Cumhuriyet Savcıları ilgilensin.

MASANIN ALTINDAKİ YEDİNCİ AYAK SİZİN AYAĞINIZMIŞ!

Ama bu işin bir de siyaseten meşruiyetinizin olmadığı kısmı var. Sizin şöyle bir meşruiyetiniz yok: Siz geçen seçimi, ‘Öcalan’ın canını okuyacağız, teröristlere nefes aldırmayacağız, bu Altılı Masa’nın yedinci ayağı DEM’dir’ diyerek kazandınız. Meğer o masanın altındaki yedinci ayak, sizin kendi ayağınızmış! Sizin siyaset ayağınız, sizin siyaset hevesinizin ayağıymış; bu durum açıkça ortaya çıktı. Siz seçimde milletinizden yetkiyi, ‘Bize oy verirseniz Öcalan’a kâbus olacağız’ diyerek aldınız. Bugün seçildikten sonra Öcalan’a ‘umut hakkından’ bahsettiğinize göre siyasi meşruiyetinizi kaybettiniz demektir. Devlet Bey bir şey söylediğinde siz bundan ya yeni haberdar oluyorsunuz ki bu ihtimal, tam bir kâbustur, memleketi rüzgârın yönüne yönetiyorsunuz, hiçbir planınız yok demektir; ya da eğer haberiniz varsa, bu sefer de iletişimi böyle planlamış oluyorsunuz. Yani ‘Devlet Bey siz böyle konuşun, milliyetçi tepkileri absorbe edin, biz de arkadan süreci böyle göğüsleyelim’ diyerek rol paylaşıyorsunuz demektir; bu da ayrı bir kâbustur. Bir de üstüne üstlük, önce sözcünüz çıkıp durumu yumuşatmak için, ‘Yol haritasını güncelleyeceğiz’ diyor. Ben de bu vesileyle size bir şey tavsiye edeyim: Siz Devlet Bey’in başlattığı o sürecin yol haritasını güncelleyin, biz de millet olarak sizinle ilgili yol haritamızı güncelleyeceğiz! Daha önce referandum teklifi yapıyordum, bu teklifimi geri çekmiyorum ama gelin bu seçimi doğrudan bir referanduma çevirelim. Zaten seçim sathına girdik; bu seçimde bu adımları atmaya yetkiniz var mı, yok mu hep beraber göreceğiz. Öcalan’a kâbus olacaktınız, Öcalan’a umut oldunuz; milletinize umut olacaktınız, milletinize kâbus oldunuz! Dolayısıyla, kâbus olduğunuz bu millet, size bu adımları atma yetkiniz olup olmadığını seçimde açıkça göstersin. Referanduma gitmeye zaten takatiniz yetmiyorsa ki yetmeyecek, öyle görünüyor; bu yüzden süreci zamana yayıyorsunuz. Çünkü neyle karşılaşacağınızı henüz kestiremiyorsunuz. ‘Acaba biz bu seçime HDP ile DEM ile PKK ile ortak bir süreçle girersek seçmen bize sandıkta ne yapar?’ diye henüz kestiremediniz. CHP’ye ne olacağını bölünüp bölünmeyeceğini, kayyum atanırsa ne olacağını kestiremiyorsunuz. Yani önünüzdeki bir sürü ihtimali hesap ediyorsunuz. Bütün denklemler sizin iktidarda bir daha kalmak seçimi almanıza bağlı. Eskiden referandum diyordum, şimdi ise şöyle söylüyorum: Bu seçim, sizin bu adımları atmaya salahiyetiniz var mı, yok mu bunu görme seçimidir.

TERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE EVET; ÖCALAN İLE TERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE HAYIR!

Seçim meydanlarında bize tamamen tersini yapacağını söyleyerek gelip seçilen, sonra da hiç utanmadan sanki bu sözlerle seçilmemiş gibi Öcalan’a ‘kurucu önder’ demenin, Öcalan’ı meclise davet etmenin, Öcalan’a statü talep etmenin bir kantara ihtiyacı var. Üstelik bu statüyü talep ederken, memleketi güya ‘terörsüz Türkiye’ başlığıyla güzel bir yere taşıyormuş gibi propaganda ediyorsunuz. İşte o kantar seçimdir! Terörsüz Türkiye’ye evet, ama soruyu millete şöyle sorun kardeşim, sorun da gününüzü görün: ‘Terörsüz Türkiye’yi Öcalan’la sağlamaya evet mi?’ Sorun bakalım ne cevap alacaksınız. O yüzden terörsüz Türkiye’ye evet; ama Öcalan’la terörsüz Türkiye’yi gerçekleştirmeye hayır! Terörsüz Türkiye’ye evet; ama PKK ile müzakereye hayır! Terörsüz Türkiye’ye evet; Kandil ile muhataplığa hayır! Öcalan’a statü verilmesine hayır! Öcalan teröristtir ve hep terörist olarak kalacaktır, cezasını da sonuna kadar çekecektir. PKK terör örgütüdür ve hep terör örgütü kalacaktır.

BEN TERÖRÜN KENDİSİNİN OLDUĞU YERDE DURUR MUYUM?

Ben, 2023 seçimleri öncesinde Altılı Masa’ya terörün gölgesi düşüyor diye itiraz ettim ve ayrıldım. Kendi partimden ayrıldım, Altılı Masa’dan ayrıldım, içinde bulunduğum o mevziyi terk ettim. Milletin kalbine, hassasiyetlerine ve değerlerine olan bağlılık irademi bu duruşumla gösterdim. Şimdi bize sağda solda diyorlar ki: ‘Anahtar Parti bu seçimde Cumhur İttifakı’ndan yana mı olacak?’ Ortada ne Millet İttifakı kaldı ne de Cumhur İttifakı. Ama eğer kastettiğiniz şey, ‘Altılı Masa’da terörün gölgesi var, buraya hassasiyet göstermemiz lazım’ diyerek itiraz eden benim duruşumsa, bugün partimizin emeklerini boşa çıkarmaya heves edenlerin diline doladığı o soruyu cevaplayayım: Siz Cumhur İttifakı ile mi beraber olacaksınız? Ben o gün teröristin sadece gölgesine bile razı olmamışken; bugün teröristin bizzat kendisinin, cisminin davet edildiği bir yerde, yani terörün kendisinin olduğu yerde durur muyum?

ANAHTAR PARTİ HIZLA BÜYÜYOR

O yüzden bir kez daha açıkça söylüyorum: Seçim otobüsümüz geldi, seçim otobüsümüze biniyoruz. Ne CHP’nin gölgesinde kalacağız ne de AK Parti’nin gölgesinde kalacağız. Biz, memleketin önümüzdeki dönemde ittifak yapacağı bütün koordinatları doğrudan milletimizle belirleyeceğiz ve bu siyasi tahterevalliyi tamamen bozacağız. Siyasetçilerin, ‘Bize mecbursunuz’ algısından ve ‘tapulu seçmen’ döneminden kaynaklanan o konforlu alanını, millet lehine bozmaya geliyoruz; siyasetin alışkanlıklarını değiştirecek yepyeni bir alternatif inşa ediyoruz. Anahtar Parti işte bu yüzden hızla büyüyor. Siz siyasetin avantajlarını kollayalım derken, kendinizi dezavantajlı duruma düşürdünüz. Biz ise milletimizle beraberiz; iş dünyasını dinliyoruz, STK’ları dinliyoruz, gençlerimizle beraberiz. Sokaklardayız, pazarlardayız; gece gündüz yollardayız. Evlerdeyiz; kadınları, gençleri, çocukları dinliyoruz. Okulların önlerindeyiz. Teşkilatlarımız sokak sokak, mahalle mahalle herkesi birebir takip ediyor; sorunu olan herkesin derdini duyup duyurmaya çalışıyor. Dolayısıyla siz aslında fark etmiyorsunuz ama biz milletle birlikte büyüyoruz. İktidar partisinden kopan ve bugün en büyük çoğunluğa dönüşmüş olan o kararsız seçmenin asıl kararı olmak hassasiyetiyle yolumuza devam ediyoruz.

ANAHTAR PARTİ BUGÜN SEÇİM OTOBÜSÜNE BİNİYOR

Çerçevesi, mesuliyeti ve ahlakı bu olan siyasi organizasyonumuzun bugün itibarıyla seçim otobüsüne biniyoruz! Önümüzde biliyorsunuz beş altı beldemizde yenilenecek olan ara seçimler var. Biz bu belde seçimleri de dahil olmak üzere bu süreci, büyük seçimin asıl startı olarak ilan ediyoruz. Anahtar Parti bugün seçim otobüsüne biniyor! Milletin kalbine doğru büyük bir yürüyüş başlatıyoruz. Sandıkta o devasa kararsız seçmenin asıl kararı biz olacağız. O güvensiz sokaklarda kadınlarımızın haklı endişeleri var; biz o kadınlarımızın sokaktaki can güvenliği olacağız. Sınırlarımız var; kevgire dönmüş o sınırlarımızın aşılmaz muhafızı olacağız. Alın terinin, emeğin hakkı yitip gitmiş; biz o alın terinin hakkı ve savunucusu olacağız. Sanayicimizin bugün en büyük derdi finansmana erişememek; biz sanayicinin finansmana erişim fırsatı olacağız. Ekonomide ciddiyet olacağız, şeffaflık olacağız. Memlekette plan olacağız, program olacağız. Biz önümüzdeki dönem Türk milletinin güçlü iktidarı olacağız inşallah! Bu yüksek hassasiyetle seçim startını resmen veriyoruz. Sadece milletin yanında duracağız, sadece milletle beraber olacağız; ne AK Parti’nin ne de CHP’nin gölgesinde kalacağız! Bizim siyasetimizin ana çerçevesi budur. Attığımız bu adım aziz milletimiz için hayırlara vesile olsun inşallah. Önümüzdeki dönemde Türk milletinin, bugün gördüğümüzden çok daha güçlü, çok daha müreffeh olması için elimizden gelen her şeyi yapacağız.”